Kıskançlık, suçluluk duygusu ve eşitsizlik

Bir “mutluluk denklemi” geliştiren deneyin ardından gerçekleştirilen yeni bir araştırma, eşitsizlik duygumuzun, suçluluk ve kıskançlık duygularıyla birlikte, mutluluğumuzu olumsuz yönde etkilediğini ileri sürüyor. 

Mutluluk, filozofların eski çağlardan beri üzerine kafa yordukları bir konudur. Aristo’nun (M.Ö. 384−322) etiği, eudamonia (mutluluk) kavramını, erdemli olmayla ilişkili bir iyi yaşama deneyimi olarak ele almıştır. Britanyalı sosyal reformcu ve faydacı filozof Jeremy Bentham (1748−1832) ise, mutluluğu, haz duygusunun acıdan daha yüksek oranda bulunması olarak tarif etmiş ve “en büyük mutluluk ilkesi"ni ileri sürmüştür. Bentham’a göre bu faktör, doğru ve yanlış hakkında seçim yaparken bize kılavuz olmalıdır. En yüksek sayıda insanın en fazla miktarda mutluluğunu ortaya çıkarmayı amaçlamamız gerekir. 

Liderliğini Max Planck Bilişimsel Psikiyatri ve Yaşlanma Araştırmaları Merkezi’nden Dr. Robb Ruttledge ile University College London’da doktora öğrencisi olan Archy de Berker’in üstlendiği University College London’dan bir ekibinin yayınladığı makale, eşitsizlik duygusunun mutluluk üzerindeki etkilerine ışık tutuyor. 

Dr. Ruttledge’ın, son yıllarda medyanın dikkatini çeken, duygusal deneyimlerimizi anlamak üzere uyguladığı nicel ve sinirbilimsel yaklaşım, davranışsal iktisatçıların ilgi ve araştırmalarıyla benzerlikler taşıyor. Archy de Berker, bugüne kadar yürüttüğü araştırmalarda sinirbilim, fizyoloji ve psikolojinin alanına giren konulara odaklanmış. De Berker bununla ilgili, “Kendimizi bilişsel sinirbilimciler olarak tanımlayabiliriz” diyor. “Ancak aynı zamanda bilişimsel sinirbilimcileriz çünkü beyinde işlerin nasıl yürüdüğüyle ilgili denklemleri ortaya çıkarmaya çalışıyoruz”.

MUTLULUK MODELİ

De Berker’in açıkladığı gibi, bu makale Dr. Ruttledge’ın 2014 yılında yayınladığı ve geniş yankı bulan mutluluk modelinin bir devamı. Bu model, bireylerin beklentileri, kararları ve geçmişte elde ettiği sonuçlara dayanan bir mutluluk denklemine dayanıyor. Önceki araştırmada kullanılan fMRI (işlevsel manyetik rezonans görüntüleme) sayesinde, beynin, mutluluk seviyesindeki değişiklikler (ventral striyatum) ile mutluluk seviyelerindeki (insula) değişimleri vurgulayan iki bölümündeki aktivite izlenebilmişti. 

De Berker, mutlulukla ilgili çalışmaların çoğunun makro düzeyde gerçekleştirildiğini, yani mutluluğun insandan insana nasıl değiştiğine ya da bireyin haftalar ve aylar boyunca nasıl hissettiğine odaklandığını söylüyor. Gerçekten de, 40 yıldan uzun süre önce, 1970’lerde, Gayrisafi Milli Mutluluk kavramının geleneksel ekonomik ölçü olan Gayrisafi Milli Hasıla’dan daha değerli olduğunu öne süren Bhutan, mutluluğun ölçümü konusunu ulusal düzeyde gündeme getirdi. Birleşik Krallık, 2012 yılında Ulusal İstatistik Bürosu için ”Mutluluk Endeksi’ni yayınladı, buna ön ayak olan dönemin başbakanı David Cameron’un, GSMH ölçülerini bütünlemek üzere mutluluk üzerinde veriler toplama girişimiydi. 2012 yılında Birleşmiş Milletler de ilk Dünya Mutluluk Raporunu yayınladı. 

MUTLULUKTAKİ DALGALANMALARI LABORATUVARDA İZLEMEK

Mevcut çalışma bu uzun dönemli anketlerden çok daha dar zaman ölçeklerine odaklanıyor, fakat aynı zamanda, Dr. Ruttledge’ın, mutluluğun sosyal etkileşimlerden nasıl etkilendiğine dair orijinal araştırmasının kapsamını genişletiyor. De Berker, çalışma hakkında, ”Yarım saat ya da bir saat içinde gerçekleşen olaylar mutluluğunuz üzerinde dramatik sonuçlar doğurabilir” diyor. ”Biz bilhassa bu çeşit dalgalanmaları araştırmak istiyoruz çünkü bunlar sinirbilimsel sorgulamalara daha elverişliler ve laboratuvarda bunlarla istediğiniz gibi oynayarak bu dalgalanmalardaki unsurlar değiştiğinde beyinde neler olup bittiğini izleyebilirsiniz”.

Ekip, birbirini tanımayan, dört gruba ayrılmış toplam 47 kişiyle farklı deneyler düzenliyor. Bu kişilere birbirleriyle üç ayrı oyun oynayacakları söyleniyor, fakat başlangıçta aslında sadece bir bilgisayarla oyun oynadıklarını bilmiyorlar. İlk oyun, ödül ve beklentinin rolünü izlemek üzerine isteğe bağlı risk alınabilen ve sosyal olmayan bir görev. De Berker oyunu şu şekilde açıklıyor, örneğin bir seçenekte, ödeyen, ”banka hesabına yatırılacağını bildiği 55 pensi kabul edebilir, ya da 1,28 sterlin ile hiç para kazanmama arasında risk almayı tercih edebilir. Ve bu yazı-tura atmak gibi, 1,28 sterlin kazanmak ya da hiçbir şey kazanmama şansınız yarı yarıya”.

De Berker, diğer iki görevin belirleyici olduğunu belirtiyor, ikinci oyun deneysel iktisat alanından, ve fedakarlığı araştırmak üzerine ”diktatör oyunu” adı verilen, popüler bir yaklaşım. De Berker oyunla ilgili şunları söylüyor, ”Eğer siz ve ben bu oyunu oynuyorsak ve oyunu ben yönetiyorsam, oyuncu benim. Bana bir miktar para, diyelim ki 2,50 sterlin veriliyor ve hepsini alabileceğim ya da bir kısmını size verebileceğim söyleniyor. Bu görevde genellikle çoğu kişinin hiçbir şey vermediğini görüyorsunuz. Paranın tamamını kendisi alıyor. Ancak insanların epeyce bir kısmı da parayı yarı yarıya bölüp tam da yarısını vermeyi tercih ediyor. İktisatçılar insanların ne kadar verebileceğini tahmin etmeyi henüz beceremediler”. Çalışma, bazı insanları çok para vermeye bazılarını ise çok az ya da hiç para vermemeye iten nedenlere ışık tutuyor.

MUTSUZLUĞUN İKİ ÇEŞİDİ

”Bu durumu, mutluluğun sosyal bağlamda nasıl dalgalandığına bakarak ele alabileceğimizi düşündük. Diğer kişilerin kendilerinden daha fazla ya da az kazanmalarını gördüklerinde insanların nasıl tepki verdiklerini inceledik. Her dört ya da beş denemede katılımcılara nasıl hissettikleri soruldu. Belirleyici bulgu, iki türde mutsuzluğu izole edebilmemiz,” diyor de Berker, ”ve her ikisi de eşitsizlikle bağlantılı. Eşitsizlikle bağlantılı birinci mutsuzluk çeşidi, suçluluk duygusu. Bu durum, ben iyi bir sonuç elde etmişken, siz kötü bir sonuç aldığınızda gerçekleşiyor. Ben bu halde biraz kötü hissediyorum. Eşitsizlikle bağlantılı ikinci mutsuzluk çeşidi ise kıskançlık. Bu durum, siz iyi bir sonuç elde etmişken, ben kötü bir sonuç aldığımda gerçekleşiyor. Ben bu halde de kötü hissediyorum. Genelde, başkalarından daha fazla elde etmesi nedeniyle mutluluğu etkilenen kişiler paralarının ortalama % 30’unu veriyor. Başkalarının daha fazla para kazandığını gören ve bundan etkilenen kişilerse sadece %10’unu veriyor”. 

Elde edilen sonuç, eşitsizliğin insanları daha mutsuz ettiği ve insanların duygusal dinamiklerinde suçluluk ya da kıskançlık duygusunun baskın olmasına bağlı olarak daha fazla ya da daha az para verecekleri. Araştırma ayrıca, sosyo ekonomik sistemin insanların deneyimlediği eşitsizlik üzerinde ne kadar etkisi olduğunu belirtiyor. Makale, İskandinav ülkelerinde kendini başkalarından üstün tutmamak veya böbürlenmemek anlamına gelen ”janteloven” fenomeni hakkında da bilgi veriyor. Janteloven terimi Danimarka/Norveçli yazar Aksel Sandemose’nin 1933 yılında yazdığı, En Flyktning Krysser Sitt Spor (Kendi Yolunu Kesen Göçmen) adlı romanından doğmuş. Sandersome bu romanda Jante isimli bir hayali Danimarka kasabasını ve bu kasabanın hepsi de sosyal mutluluğu vurgulayan on kuralını anlatır. 

De Berker bu konuyla ilgili, “Janteloven kavramı, kendinizi başka insanlardan üstün görmememiz gerektiği” üzerinde durur diyor. “Bireylerin kendilerini farklı görme hakları bastırılmış olur.Oldukça katı görülen böyle bir kuralın insanları mutsuz kılacağını düşünebilirsiniz. Ancak şaşırtıcı bir şekilde Danimarkalıların mutluluk oranı son derece yüksek. Genel olarak ifade edersek, düşük eşitsizlik/yüksek eşitlik ve yüksek tatmin arasında bir korelasyon varmış gibi görünüyor.”